Bülent Arınç’ın dağı ve biz Kürtler unutmayız diyenler – Ezgi Başaran

Aslında orada sürüklenen ve sonrasında fotoşoplanan ceset 100 yıllık Kürt sorununun resmidir.

Trol deyip geçmeyin. En lümpen olanları sosyal medyadan küfür ediyor yahut gazete ismiyle basılan kağıtlardaki sütunlarından tehdit savuruyor. Onlar kadar kriminal seviyeye ulaşanların bir kısmı gazeteciyi takip edip, darp ediyor. Bir kısmı bürokrasinin çeşitli kademelerinde, bir kısmı danışman sıfatıyla en güçlü yöneticilerimizin yanında çalışıyor. Bir kısmı devlet kanalında program yapıyor, bir kısmı artık ortaya saçılmaktan başka şansı olmayan pislikleri temizlemek için ‘teknik destek’ sağlıyor. Ama belli bir zeka, eğitim ve görgü düzeyinin altında oldukları için, tüm bu tipler, ellerine yüzlerine bulaştırıyor. Mesela iki elleriyle bir fotoşopu doğrultamıyorlar.

Çünkü anlayamadıkları bir şey var. Gerçek eninde sonunda ortaya çıkar. Bu manada huyu kötüdür. İlla da çıkar.

Karanlığı geceden değil, memleketin halinden gelen bir fotoğraf gördük haftasonu. Zırhlı bir aracın tamponuna bir halat bağlanmış. Halatın ucunda da bir ceset. Sürükleniyor. Şırnak’ta Cuma günü başlayan YDG-H ve polis arasında süren çatışma sonucu hayatını kaybeden HDP milletvekili Leyla Birlik’in 26 yaşındaki kayınbiraderi Hacı Birlik’in cesedi.

Fotoğraf sosyal medyaya düştükten sonra, herhangi bir drama metot bilgisine gerek duymadan doğal halleriyle Forest Gump rolünü oynayabilecek troller harekete geçti. Bu fotoğraf fotoşop’tur dediler. Sonra zırhlı aracın arkasında sürüklenen cesedi fotoşopla silerek, fotoğrafın aslında fotoşop olduğuna iknaya gayret ettiler.

Ertesi gün çıktı. Feci fotoğrafın videosu.

O zırhlı aracın arkasında sürüklenen insanlıktır filan diyorlar. Güzel laf.

Aslında orada sürüklenen ve sonrasında fotoşoplanan ceset 100 yıllık Kürt sorununun resmidir.

Devlet zıvanadan çıkma ‘yetkisini’ en üst mertebeden aldıktan sonra zıvanadan çıkar. Ve ‘Kürtlere devlete isyan etmenin’ bedelini öğretir.

80’lerden 90’lardan beri… İşkence eder. Dayak atar. Olmadı kuyuya atar. Sabah kadar çırılçıplak İstiklal Marşı söyletir. ‘İşi bitince’ de üstünü kapatır. Bir nevi ‘fotoşoplar.’

Sanıyor musunuz ki, bu olayların kitleler üstünde yıllar yılı sürecek bir etkisi yoktur. Dönemin hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın Ankara’nın Nabzı programında söylediklerini hatırlayın: “İşte Abdullah Öcalan da aynen öyle, belki bir karanlığın kurbanı olarak bu yollara götürülmüş, MİT’in parmağı da olabilecek şekilde, başkalarının da desteklemesi suretiyle şimdi İmralı’da. Ama bir çocukluğu var. Türkiye’de yaşayıp da idam sehpasına gidenlerin, Hüseyin İnanlar ile Yusuf Aslanlar ile pek çoğuyla tarihte yolu kesişmiş bir insan olarak söylüyorum, Kürtlüğü inkâr ederseniz, var diyenlere de cezaevi yoluna gösterirseniz bu işin çözümü olmaz. Bir BDP’li kadın vekile çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır’dan cezaevinden çıkanların yarısından fazlası dağa gitti.”

Ha demek öyle. Demek ‘çözüm süreci’ döneminde akıl vardı. Şimdi buzdolabına girdi, akıllar da vicdanlar da dondu.

Zırhlı aracın ucunda sürüklenen ceset, sanıyor musunuz ki, münferit bir olaydır.

Hiç tavsiye etmem ama midesi kaldıran için Polis Özel Harekat ve Jandarma Özel Harekatın sosyal medya hesaplarında yayınlanan fotoğraflar ve “Neşeniz daim, leşiniz bol olsun”, “Parmak tetiğe değdiğinde it sesi gelir, işte o zaman biz konuşuruz”, “F-16’ların emekleriyle alınan parçalanmamış leş sayısı 65. Yüzüne vurmuş ifadesi, Beytüşşebap’ta şenlik var bitanesi” türünden yorumlar nasıl bir savaşın yaşanmakta olduğuyla ilgili ipuçları taşır. Görmek, bilmek, anlamak isteyenler için.

Acaba, Sayın Arınç’ın bir zamanlar empatiyle dolan hassas yüreği bunları kaldırır mı?

Geçtiğimiz haftalarda yapılan bir hava operasyonu nedeniyle Varto’nun Kulan köyünde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Köy özel harekat timleri tarafından çevrilmişti. Erzak sıkıntısı yaşanıyordu. İstanbullu bir avukat Radikal’i aradı. “Babam” dedi, “O köydedir. Köyün hemen yakınındaki kırsalda cenazeler var. Koku köyü sarmış vaziyette. Sadece ölülerini almak istiyorlar. Biliyorum Kürtlerin dertlerini anlatıyorsunuz diye sizi ‘medeni ölü’ ilan ediyor yandaş medya. Ama o köy çok sıkıntıda. Bunu anlatsanız… Yok haber yapamayız derseniz de anlarız.”

Biz haber yapıyoruz. Gazeteciler olarak, hele de bu zamanlar, dört başı mamur nesnel habercilik yapmak hayattaki en mühim görevimiz. Araştırdık, taraflarla konuştuk ve haberini yaptık. Birkaç saat sonra köylülerin cenazelerini almalarına izin verildi.

Bize haberi ilk ulaştıran avukattan şöyle bir mesaj geldi: “Çok teşekkür ederim. Babamla demin konuştum. Biz Kürtler zor zamanda bize yapılan iyiliği unutmayız diyerek selamlarını iletti.”

Haber yapıyoruz, daha doğrusu işimizi yapıyoruz diye teşekkür alıyoruz. Acıklıdır.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Yorumlar